Dışarıda mis gibi bir bahar havası vardı. Ancak Mine için baharın getirdiği güzelliklerin bir anlamı yoktu. O, evin içerisinde dört çocuğuyla birlikteydi. Evi iki oda ve bir salondan ibaretti. Odaları çok geniş olmadığı gibi pencereleri de küçüktü ve yeterince ışık almıyordu. Mine, evini her zaman temiz ve düzenli tutmaya özen gösteriyordu. Çocuklarına sıcak bir yuva sunabilmek için elinden geleni yapıyordu.
Çocuklardan büyük olanları ortaokul ve liseye gidiyordu. Henüz ev ekonomisine katkı sağlayamıyorlardı. Ailenin tek düzenli geliri özel sektörde işçi olarak çalışan babanın kazancıydı. Ancak artan hayat pahalılığı nedeniyle bu gelir ihtiyaçları karşılamaya yetmiyordu.
Mine örgü konusunda çok yetenekliydi. Çocuklarını ördüğü kıyafetlerle büyütmüştü. Dışarıdan almaya kalksa bu, ev ekonomisini daha da sarsacaktı. Çocukların okul zamanı gelip çattığında artık Mine de çalışmak zorunda kalmıştı. Temizlik işlerine gitmeye ve sipariş üzerine triko kazak örmeye başladı. Çocuklar büyüdükçe masrafları da büyümeye devam ediyordu.
Mahallede tekstil işinde çalışan çok iyi anlaştığı arkadaşları vardı. Yıllardır tekstil atölyelerinde çalışıyorlardı. Mine’nin örgü yeteneğini bildikleri için tekstil işi yapabileceğini söylüyorlardı. Kendi işini kurması konusunda onu motive etmeye çalışıyorlardı.
Mine, yine güneşli bir günde oturmuş arkadaşlarıyla sohbet ediyordu. Arkadaşları Mine’nin marifetini bildikleri için en iyi bildiği işi yapması gerektiğini söylediler.
Sohbet sırasında arkadaşlarından biri, “Sen bu işi başarabilecek yeteneğe sahipsin. Küçük bir adımla başla,” dedi.
Mine ise tereddütle, “Söylemesi kolay. Dükkân açmak cesaret ister, kiralar da çok pahalı,” diye karşılık verdi.
Arkadaşı gülümseyerek, “O zaman küçük bir dükkânla başlarsın. Kimse ilk günden büyük işler kurmuyor.” dedi.
Bu sözler Mine’nin aklından çıkmadı. Yıllardır insanların hangi ürünleri tercih ettiğini gözlemlemişti. Kaliteli kumaşı ve kullanışlı modelleri ayırt etmeyi öğrenmişti. Aslında sahip olduğu bilgi ve deneyim, düşündüğünden çok daha değerliydi.
Karar vermek zordu ama Mine’nin artık adım atması gerekiyordu. Çünkü hayat şartları aile bütçesini çok zorlamaya başlamıştı.
“Peki insanlar neye göre karar almalıydı? Doğru kararı neye göre vermeliydi?”
Bu soru zihninde dönüp duruyordu. Ama harekete geçmek için artık bir hamle yapmalıydı. Sonunda cesaretini toplayarak çarşıda küçük bir dükkân kiraladı.
Aslında tüm insanların sorunu da bu değil miydi? Süreç ne olursa olsun insanın bir karar verip, hamlede bulunması hayatlarının devamı için gerekliydi.
Başta çok korkmuştu, bir süre sonra işler yoluna girmeye başladı. Dükkânın içinin düzenini tamamlayınca, ürünleri azar azar getirtmeye başladı. İşler yolunda gitmezse en azından kaybedişi büyük olmazdı. İnsanların en çok neye ihtiyaç duyduğunun analizini yapmıştı. Ve ona göre de ürünler getirtmişti. Her satış Mine’nin kendine olan güvenini biraz daha güçlendiriyordu.
Bir zamanlar eğitimsiz olmasından dolayı yapamayacağını düşünüyordu. Artık her sabah dükkanını umutla açıyordu. Korkusuna rağmen attığı küçük ama kararlı bir adımla başarıya doğru adım adım yaklaşıyordu.
Bir Yanıt
O ilk adımı atmak insana zor geliyor. Ama atınca da devamı kendiliğinden geliyor.. seneler sonra da iyi ki yapmışım dedirtiyor 😀