Eksik mi Kalsın?

Dışarıdaki boş tarım arazilerini seyrederek memleketine gidiyordu. Burası, orta Anadolu’da küçük bir ilçeydi. Vardığında, kendisini tertemiz bir hava ve fırından gelen ekmek kokusu karşıladı. Tüm gece yoldaydı ve sabahın ilk ışıklarıyla sokaklarına girdiği bu kasaba, onun çocukluğuydu aslında..

Öylesine yürüyüp etrafına bakınırken hatıraları canlandı. Bir iki sokak üstte babasının küçük bakkal dükkânı vardı bir zamanlar. Üç erkek kardeştiler ve babaları onları okutmak yerine bakkalda çalıştırmak istiyordu. Her gün okul çıkışı dükkâna gelmelerini bekler, babalarına yardım etmelerini isterdi. Çocukların   hiçbirisi de babası gibi düşünmüyordu. Üçü de derslerinde başarılı olan birer öğrenciydiler. Abisi başı çekip iyi bir üniversitenin mühendislik bölümlerinden birini kazanıp gitmişti. Abisinin ardından babası Ayhan’a dükkânda çalışması için daha çok baskı yapmış ve ders çalışırken yakaladığı zamanlarda ekstra işler vermişti.

Oysa Ayhan’ın hayalleri arasında dükkânda oturup tüp doldurmak ya da ekmek satmak yoktu. O da abisi gibi okuyacaktı ama o mühendis değil, doktor olmak istiyordu. Babasına hiç açmadığı bu hayalini annesi destekliyor, ona kitaplar alıyordu.

Liseyi, yatılı bölge okulunda okumuştu. Hafta sonları eve dönerdi ve babasına destek olurdu. Babası hafta içi merkeze indiğinde uğrar, annesinin gönderdiği paketleri getirirdi. Başarılı bir öğrenciydi ve sonunda üniversite sınavında tıp fakültesini kazanmayı başardı. Artık başka bir şehirde yaşayacaktı.

Kendini önden ne kadar hazırlamaya çalışsa da yine de çok zorlanmıştı okurken.  Babası para gönderirdi ama masraflarını çok kurtarmazdı. Bu yüzden kendisi de para kazanabileceği işler yapmaya çalışırdı. Özel ders vermek, kafede çalışmak bunlar arasındaydı. Arkadaşları eğlenmeye giderken o yurtta kalır dersleriyle meşgul olurdu. Amacı iyi bir doktor olmaktı ve öyle de oldu. Kolay olmamıştı ama lezzet biraz da o zorlukların kendisinde değil miydi?

Şimdi kasabanın artık çok değişmiş yollarında yürürken, iyi ki de öyle olmuş diye düşündü.. Küçük yaşta hedefini belirlemiş ve tüm zorluklara rağmen, hedefini gerçekleştirebilmişti. Belki de bu kasabada yaşamamış olsaydı böyle bir hedefe ulaşmakla ilgili isteği de olmayacaktı.

Kendi oğlunu düşündü iç çekerek.. İmkânlarını sonuna kadar oğlu için kullanmıştı. Üniversiteyi kazandığında, ona kolaylık olsun diye kazandığı şehre taşınmışlardı. Oğlu pek hoşlanmamıştı bundan ama yediği önünde yemediği ardında denilen bir hayat sunmayı Ayhan, o dönem önemsemişti.

Şimdi o da yetişmiş, çoluklu çocuklu bir adam olmuştu ama halâ Ayhan’ın eli üstündeydi. Sık iş değiştiriyor, ufacık sıkıntılarda dağılıyordu. Oğluna kendi deneyimlerini aktarmaya çok çalışmıştı ama bir yerde yanlış yaptım sanırım diyordu. Ne zaman öğüt vermeye kalksa, oğlu uzaklaşıyordu. “Benim öğüde değil, paraya ihtiyacım var.” diyordu.

“Çocuğun üstüne gitme Ayhan” diye sık sık karşısında bulduğu eşinin de baskısıyla babasından kalan tarlayı satmaya gelmişti bugün. “Bak artık torunlarımız da var, eksik mi kalsın çocuklar?”

“Mesele tam da bu değil mi zaten?” diye düşündü Ayhan.. Her şeyin tam olmasını sağlamaya çalışmakla hata yapmış olabilirler miydi?..

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading spinner