Her Öğrenme Bir Marifet Kazandırır…

Güneşli, güzel bir İstanbul sabahı, denizin kokusu yayılıyor sokaklara ve evlere. İçine derin derin çekince, insana ayrı bir mutluluk veren.

Sabahın bu mutluluğunda, kahvaltısını hazırlarken cama vurulan tıkırtı ile irkildi. Birisi pencereyi tıklatıyordu. Beşinci kattaki bir evin penceresi nasıl tıklatılırdı ki?

Merakla perdeyi açıp baktığında bir de ne görsün? Kocaman kanatlarında hafif grileri olan beyaz, güzel bir martı! Yaklaşınca korkmaması ve kaçmaması şaşkınlığını daha da arttırdı. Ne istiyor olabilirdi ki bir martı?

Evine misafiri olduğu arkadaşını aradı. Arkadaşı tebessümle ve sevgiyle “ekmek istiyor senden” dedi.

“Onu ekmek istemeye getiren şey ne?” diye düşündü..

Martı deyince aklına masmavi uçsuz bucaksız deniz gelirdi. Denizin üzerinde süzülen ve balık avlayan beyaz, sevimli martılar..  

Bir martı, denizde balık avlamak varken, neden ve nasıl dördücüncü kattaki bir camı tıklatarak ekmek ister ki? Üstelik yaratılış gereği bu konuda çok marifetli iken..

En son sahile gittiği an geldi gözlerinin önüne. Sahile gidenler, ekmek veriyorlar martılara. İyi niyetle, iyi bir şey yaptıklarını düşünerek.

Niyet iyi ama doğasını bozuyorlar martıların! Martılar, kendilerine verilen yiyeceklerden dolayı balık avlamak yerine insanlardan istemeyi öğreniyor ve fıtratına uyumlu marifetlerini kaybediyorlar. Balık avlama marifeti, insanlardan ekmek isteme marifetine dönüşüyor bir süre sonra.

Günümüzde sık karşılaştığı bazı çocuklar geldi aklına! Öğrenme marifeti değil, kendi isteklerini yaptırma marifeti gelişen.. Sürekli etrafında dolaşan ve her istediğini yapmaya çalışan ebeveynleri de.. Öğretip kenara çekilen değil de kendisine muhtaç çocuklar yetiştiren ve bundan gurur duyan ebeveynler.. Çocuğum bensiz bir şey yapamaz diyerek bunu övgüye dönüştüren ebeveynler.. Çocuğunun kahramanı olmaya çalışırken, öğrenme marifetini budayan..

Halbuki insan öğrenebilen bir canlı

Çocuklar ise en meraklı öğrenciler.. “Anne bu ne?” “Baba bu ne?” “Ben nasıl doğdum?” “Bu bebek annemin karnına nasıl girdi?” “Hiçbir şey yokken her şey nasıl var oldu baba?” “Denizlerin içi nasıl su doldu anne?” “Kargalar neden siyah biliyor musun?” “Ben büyüyünce ablamın abisi mi olacağım?” “Bulmak için kaç tane yumurta kırdım. Civciv yumurtanın neresine saklanıyor?” “Hani şimşek çakıyor ya ışık nereye gidiyor?” Cevaplamakta zorlandığımız onlarca soruyu büyük bir öğrenme açlığı ile soran meraklı zihinler..

Her öğrenme ile gelişen, deneyimleyen, marifetlenen ve marifetlendikçe kahraman gibi hisseden çocuklar.. “Dur sen beceremezsin?” diye önü kesilen ve “mahrum kalmasın” diye her isteği yapılan çcukların mahrum kaldığı o gerçek başarma duygusu..

Öğrenemeyen çocuk mu sorumlu, iyi niyeti ile öğretemeyen ebeveynler mi?

  •       Öğretebilmek için öğrenmesine izin veren,
  •       Öğretirken ve öğrenirken sabırlı olabilen,
  •       Bir miktar zorlanacağı ama taşıyabileceği sorumluluklar verebilen,
  •       Çocuğunun hayatında, başrol değil de iyi bir yardımcı oyuncu rolünü üstlenebilen
  •       Kendi ayakları üzerinde durabilen ve özüne güvenen bireyler yetiştiren
  •       Her öğrenmenin bir marifet kazandırdığına inanan

Ebeveynlerin çocukları daha özgür değil mi?

İşte onlar gerçek kahraman yetiştiren, o zaman kahraman olan ebeveynler..

2 Yanıt

  1. Çocuğun öğrenme marifetini elinden aldıkça hayatın içinde ki marifetlerini de elinden almış oluyoruz

    Loading spinner
  2. Kahraman ebeveyn olmaya insanlar motive oluyor ama asıl kahramanlık, kahraman çocuk yetiştirmek gerçekten de.. Maalesef insanlar genellikle bir kahraman bekliyor..

    Loading spinner

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading spinner