Kalacak Mısın?

Üç yıl olmuştu nerdeyse bu köye geleli. Pencereden karı seyrederken buraya geldiği o ilk günü hatırladı. Bugün gibi gözünün önüne geldi, henüz yirmi birindeydi. Toy, ürkek ve çekingen haliyle minibüsten inmişti. Köy kahvesindeki abilerin ve amcaların kuşkulu bakışları ile karşılaştığında korkmuştu. Adımları hem ileri gidiyordu hem de minibüse binip geri gitmek istiyordu.

Herkesin “bu ufacık tefecik kız da kim?” dediğini duyar gibiydi. Hakikaten çok ufak tefek bir yapısı vardı. Yiyip yiyip kilo almayan, “bau yediklerin nereye gidiyor?” denilen tiplerdendi.

Böyle başlamıştı, köy öğretmenliği süreci. Öğretmenlik mesleğiyle gurur duyardı ama daha gurur duyduğu, köy öğretmeni kimliğiydi.

Şimdi burada, herkesin bağrına bastığı, kolladığı bir insandı ama çok da kolay olmamıştı bu aşamaya gelmesi. Başarmıştı ama başarı öyle süslü gelmiyordu insanın ayağına.

Taaa ilkokul zamanında o çok sevdiği Zeliha öğretmenine “Bir gün ben de sizin gibi öğretmen olacağım” demişti. Zeliha öğretmen gibi olduğunu, başarılı öğrenciler yetiştirdiğini ve topluma faydalı insanlar kazandırdığını hayal ederdi.

“Her insanın kaderi kendi çabasına bağlıdır” demişti öğretmeni.

Varlıklı bir ailenin üç çocuğundan birisiydi. “Son çömlek” denilmişti ona ve el bebek, gül bebek büyütülmüştü.

Dereceyle bitirilen İlkokul, Ortaokul ve Liseden sonra Üniversite okumak istemişti. Bu isteği, anne ve babasıyla aralarında küskünlüğe sebebiyet vermişti. Taa ilk baştan istememişlerdi bu kadar yükseğini okumasını. Okuma yazma bilsin yeterdi, bir de mecburi hizmet mi çıkacaktı başlarına?.. 

“İzin vermem” demişti babası. O böyle dedikçe öğrenme ve öğretme merakı ve isteği daha da artıyordu. Çok istiyorsan buradan bir okul ayarlarız sana demişlerdi.  Atandığı yere giderken babası geçirmeye bile gelmemişti. Önemli olan neydi anlayamamıştı ailesi. 

“Kendinden emin olan kişi net olur.” demişti Zeliha öğretmeni.

Zeynep hedefini bırakmamıştı ve Zeliha öğretmeninin tavsiyesiyle en çok ihtiyaç olan yerden, bir köy okulundan başlamıştı. Sıvaları dökük tek bir sınıftan ibaret bir okul… Tek başına giriştiği mücadelesinde azimliydi ve zamanla önce kadınların, sonra tüm köyün desteğini almayı başarmıştı. Şirin küçücük bir yuvaydı artık okulu.

Sen de önceki gelenler gibi gidecek misin, yoksa kalacak mısın?” diye sormuştu minik öğrencisi Kâmil. Kâmil, okuma hevesi olan bir çocuktu ve dibinden ayrılmıyordu Zeynep’in. İçi burkulmuştu bu soru karşısında. “Hayır tabii ki” dedi sevecen ama net bir ses tonuyla. Hedefi vardı Zeynep’in, okumayan kimse kalmayacaktı bu köyde… Sadece çocuklar da değil, herkese öğretecekti okuma yazmayı. 

Konaklaması için gösterilen ahırdan bozma yerde, banyo için bir alanı perdeyle ayırmıştı. Tahtadan tezgâhı olan küçücük mutfağıyla tek göz odada huzurun ve mutluluğun en yüksek seviyesini yaşıyordu. Her akşam başka bir hane, yemeğini yapıp getiriyordu.

Hele ki babasının ve annesinin de kendisini ziyaret etmesiyle bu mutluluğu daha da katlanmıştı.

Sürecin kolay olmayacağını söylemişti Zeliha öğretmen. Hayatının başlangıcıydı ve sürecin içine girince ne çok bilmediği şey olduğunu öğrenmişti. Yapıyor yapıyor ama bir türlü karşılığını alamadığı zamanlar oluyordu. “Bulunduğun yere uyum sağlamazsan süreç işlemez” demişti Zeliha öğretmen. Uyum sağlamaya çalışırken zorlandığında, Kâmil’in sesi yankılanıyordu iç dünyasında: “Sen de önceki gelenler gibi gidecek misin, yoksa kalacak mısın?

13 Yanıt

  1. koyduğu hedeflerle netleşiyor insan böylece yaşadığı ilk zorlukta bırakmıyor. Sonra da insanın yaşadığı hep o zor anlar hayatının en güzel zamanları oluyor.

    Loading spinner
  2. İnsan hedefinde net olduğunda, başkaları için yaşanmaz gibi görünen şartlar, onu için bir eğlence gibi olur. Önemli olan doğru bir hedef belirlemek ve o hedefte net olup sabır göstermektir. Ne mutlu böyle hedefleri olanlara ve hedefi uğrunda mücadele verenlere…

    Loading spinner

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading spinner