Babamın bembeyaz sakalları arasından o bebeksi gülümsemeyi görünce içim sevgi ile doluyor; aynı zamanda gözlerimin yaşarmasına da engel olamıyordum.
Onun gençlik, bizim çocukluk zamanımızdaki anılar canlandı gözümde. Babam işten yorgun da gelse, geç de gelse gülümsemesi hiç eksik olmazdı. Aslında bu gülümsemenin ardında otoritesi de vardı. “Niye beklediniz yemeğinizi yeseydiniz“ dese de, beklediğimizi görmek onu pek mutlu ederdi. Akşam gelince kapıda karşılanmak isterdi. Karşılanmadıysa, yemeğe de beklenmediyse o akşamı biraz moralsiz geçerdi. Annem de bunu bilir, bizi de ona göre yönlendirirdi.
Babam yoğun çalıştığı için çocukların ve evin sorumluluğu annemdeydi. Buna rağmen Pazar günleri babamdan sorulurdu. Pazar sabahları banyo sobasında şişlere taktığı sucuklarla kahvaltı; mutfağın her yeri balık pulları ile sıvansa da akşama fırında balık ziyafeti yapılırdı. Hep beraber çoluk çocuk gidilen piknikler, bize yaptığı soğuk ama sıcacık şakalar… Hala aklıma geldiğinde anılar gözümde canlanıverir, mutluluk ve özlem dolar içim.
Annemi kaybedince daha da yakın olduk babamla. Onu kaybedince sanki bir yarısı eksildi; ama yine de güçlü olmaya çalışması beni çok etkiledi. Annemi anınca gözleri dolsa da bazen dili sürçüp bizi annemin adıyla çağırsa da çok güçlüydü.
Hiçbir zaman sonuçla ilgilenmedi. Hayatta sebepler oluşturmaya devam etti. Tek başına, yetişkin olmamıza rağmen bize ebeveyn olmaya çalıştı. Annemle birlikte yaptıkları tarhana, kurdukları zeytin, ayıkladığı maydanoz babamın vazifesiydi artık.
Her Pazar rutinimizdi annem varken. Anne günüydü o gün. Akşam yemeğinde onlarda toplanırdık. Çoluk çocuk, torun, hatta bize gelen misafirler bile bu geleneği bozmaz, hep birlikte orada olurduk. Sonra bu baba gününe döndü. Artık hepimiz tam kadro babamda toplanır olduk. Torunları tüm sıcaklığı ile kucaklaması, onlarla dostluğu, olmazsa olmazıydı. Onlar da gelince dedelerini görmeden, onun hayır duasını almadan gitmezlerdi.
Yine bir pazar biz baba günündeydik. Babamın ayağı kırıldı, artık tekerlekli sandalyede. Bundan sonra yürüyebilecek mi belli değil; ama babam için ne gam ne tasa. O şimdi tekerlekli sandalyenin hakkını vermekle meşgul, güçsüz kollarına rağmen. En büyük derdi tekerlekli sandalyeye rağmen kendi işini kendi görebilmek… Sevdikleri ile ortak anlar paylaşabilmek… Yük olmak hiç yok. O bembeyaz içimizi ısıtan gülümsemeyle bizi karşılamaya devam ediyor.
O her zaman bizim örneğimiz oldu. İyi insan olmayı, merhameti, sadakati, hürmeti, ondan öğrendik. Şimdi ise hala bize öğretmeye devam ediyor. Sonuçla ilgilenmemeyi, yapabileceklerimize konsantre olmayı bize tekrar tekrar öğretiyor. Hemen kabul edip yolumuza devam etmeyi… Hangi yaşta olursa olsun hayatta ümitvari olmayı, uyumlu olmayı, herşeye rağmen mücadele edebilmeyi, yük olan değil yük alan olmayı ondan öğreniyoruz. Herşeye rağmen güzel, bembeyaz bir tebessümle hayata bakabilmeyi de…
3 Responses
Aile olmak, birbirine verdiği değeri hissettirebilmek, kelimelere bile dökülmese o değeri o sevgiyi kalbinde hissedebilmek ne güzel 🙂
Büyüklerimiz ilişki ustasıydı, ilişkileri dengeliydi, hayatı nasıl yaşamak gerektiğiyle ilgili, bize güzel örnek oldular. Yazıdaki sevginin sıcaklığı, merhametin güzelliği dışına taşmış.
Baba günü 🥰 böyle babanın günü olmalı bence de:) yarına hep ümitle gidebilen olmak ne güzel..
teşekkürler yazı için