Hani biri size hediye aldığında ya da üzerinizde yeni bir şey gördüğünde “Tepe tepe kullan üstünde paralansın” der ya, bunu hiç düşündünüz mü ne demek ister?
Hatta bu sözü duyunca “Niye paralansın yaaaa! Tepe tepe kullanayım eskimesin, yıpranmasın, uzun yıllar kullanayım” der kimisi.
“Üstünde paralansın” derken, fiziken paralanması anlamında değildir. Yani o eşyayı sonuna kadar kullanmak, faydalanmak demektir.
Hayatta hiçbir şey sonsuz, sınırsız değildir.
Her yeni, bir gün eskir. Her canlı doğar ve ömrü tamamlanınca ölür. Her tohum filizlenir, çiçek açar, meyve verir ve kurur. Geriye bıraktığı tohum yeniden doğuşu bekler.
Önemli olan o yeninin eskiyene kadar, doğanın ölene kadar, yani başlamasıyla bitimi arasındaki dönemdir. Önemli olan, bu sürede ne kadar kullanıldığı, ihtiyaç gördüğü, ne kadar fayda sağladığı, kullananı ne kadar mutlu ettiğidir. İşte tepe tepe kullanmak budur. Bir şeyin tepe tepe kullanılması, kullanana her yönden kâr sağlamasıdır. Bazen de huzur vermesi, tatmin etmesi, çok çok teşekkür edilmesidir. Sonuç olarak, o şeyin bereketinin olması, temasının olmasıdır…
Peki bir şeyin bereketinin olması, şansa veya tesadüfe bağlanabilir mi?
“Yok ya elektrikli eşyalar şans meselesi, bir türlü şansım gülmedi.”
Bu hayatta şans veya tesadüf var mıdır? İnsan kendi hayatını, oluşturduğu sebeplerle dizayn ediyorken üstelik. Sebepler oluşturulur, sonuçlar alınır ve sonuçların bereketi vardır veya yoktur. Şansa veya tesadüfe bağlamak, sonuçların sorumlusunu doğru tespit edememek olur. Kendi oluşturduğu sebeplerin sorumlusu olamazsa, sorumluluğunu da alamaz. Böylece yapılan hataları da göremez.
Evdeki elektrikli eşyaların sürekli problem çıkarması evin bereketiyle ilgili olabilir mi? Bereketi azaltan şeylerden biri de ihtiyacın dışında tüketmektir. Ne kadar ihtiyaç dışı şey alırsak, hayat da bize yük olmasın diye geri alır.
“30 yıldır aynı çamaşır makinasını kullanıyorsun, cimriliği bırak da rahatına bak!”
“Çalışıyor, ihtiyacımı görüyor yenisini almak israf olmaz mı? Bu cimrilik değil ki bereket işi.”
Cimrilik, kendisinde fazla olanı paylaşmayan demek değil mi? Bereketsizlik ise israftan kaynaklanır. İhtiyaçtan daha fazla yapılan alışverişler, ihtiyacın dışında yapılan kullanımlar… Kaynaklarının bereketi olanlar ise, sahip olduklarını ziyan etmemeye çalışırlar, israf etmemeye çalışırlar, ihtiyacı dışında tüketmemeye çalışırlar.
Patatesin kabuğunu ince soyabilmek, bal kavanozunun son damlasına kadar alabilmek… Suyu boşa akıtmamak…
Çıkan ambalaj atıklarının bile tekrar kullanılabilmesinin bir yolu var. Plastik kaplar, ambalajlar, camlar… Eskiden ayran, süt gibi içeceklerin ambalajları iade edilir, tekrar tekrar kullanılırdı. Yumurta kaplarının da böyle olması ne kadar iyi olurdu değil mi?
Çocuğa çilek kokulusu yok diye dokuzuncu silgi alınır. Tabağında bitmeyen yemeği çöpe atılır. Az sanılabilir, küçük görünebilir; ama konu ne olursa olsun, azı küçümsememeli bu hayatta.
Birikimin azar azar yapılınca sonuçta bereketinin arttığı gibi, israf da azar azar çoğalır ve bereketi azaltır. Bu hayatta her şeyin bereketi vardır. Sadece ticaret ya da alışveriş yaparken değil, giydiğimiz gömleğin, kullandığımız makinanın, yaptığımız yemeğin bereketi vardır. Bu yüzden “Bereket versin”, “Bereketini görün” “Kesenize bereket”, “Sofranız bereketli olsun” derler.
Hayatta bereket varsa, sahip olunanların kıymeti bilinip tepe tepe kullanılmış demektir. Sadece ihtiyaç olan kadar alınıp tüketilirse, israf edilmezse bereket olur. Biz de, azı küçümsemeden bir şişeyi geri dönüşüme kazandırmaktan başlayabiliriz. Bir pirinç tanesini bile ziyan etmemekten…
Tepe tepe kullanarak, hayatımıza evimize giren her şeyi kullanışlı hale getirerek, hareketin içine sokarak bereketlendirebiliriz.
Bir Yanıt
Bir düşündüm de tepe tep kullandığımız ne az eşyamız var.. :/ biri bitmeden, eskimeden yenisini alıyoruz.. alıren kullanırken bir düşünmek gerekiyor…