Yorulmak Nedir Bilmeli Mi İnsan?

İnsan, yorulmayı ne zaman öğrendi? Daha doğrusu, yorulmayı bir mazeret hâline getirdi? Bazen düşünüyorum da; kâinatın hiçbir köşesinde durmayı seçen bir düzen yokken, neden insan sürekli durmanın gerekçelerini arıyor?

Güneş, milyarlarca yıldır her sabah doğuyor. Hiçbir sabah, “Bugün içimden gelmiyor.” demiyor. Ay, gecenin karanlığını usanmadan aydınlatıyor. Deniz, kıyıya milyonlarca dalga gönderiyor; her biri geri çekiliyor, sonra yeniden geliyor. Rüzgâr, önüne çıkan dağlara rağmen esmeye devam ediyor. Irmaklar, kayalara çarpa çarpa denize ulaşıyor. Hiçbiri yolun zorluğunu bahane etmiyor.

Toprağa düşen küçücük bir tohum bile bunu biliyor. Karanlığın içinde sessizce çatlıyor, sert toprağı deliyor, güneşe ulaşabilmek için görünmez bir mücadele veriyor. Kimse onu alkışlamıyor, kimse başarısını kutlamıyor. Ama o yine de azimle büyüyor.

Arılar sabahın ilk ışıklarıyla kovandan çıkıyor. Binlerce çiçeği dolaşıyor, kilometrelerce yol kat ediyor. Karıncalar, kendilerinden kat kat büyük yükleri hiç şikâyet etmeden taşıyor. Örümcek, bozulan ağını defalarca yeniden örüyor. Yağmur damlası, sessizce toprağın altındaki tohumu uyandırıyor.

Aslında insan, hayret ettiği bütün bu düzenin en mükemmel örneğini kendi içine baktığında da görür.

Kalbi, farkında olmasa da durmadan çalışır. Akciğerleri her nefeste hayatı içine çeker. Gözleri binlerce görüntüyü ayırt eder. Beyni saniyeler içinde milyonlarca bağlantı kurar. Hücreleri yaşlanan dokuları onarır, bağışıklık sistemi görünmeyen savaşlar verir. Uyurken bile bedenindeki kusursuz düzen işlemeye devam eder. Hiçbiri emeğinin karşılığını istemez; sadece var olabilmen için çalışır.

Zaman, kimseyi beklemiyor, hep ileri doğru akıyor. Mevsimler sırasını şaşırmıyor. Dünya kendi ekseninde dönmeye devam ediyor. Gece, sabaha; kış, bahara yerini bırakıyor. Kâinatın her köşesinde sessiz ama kararlı bir hareket var.

Belki de mesele, yorulup yorulmamak değildir; yorulduğunda yürümeye devam edebilmektir. Çünkü hayatın hiçbir yerinde durmak yoktur. Güneş görevini tamamlar, yerini aya bırakır; gece sabaha teslim olur. Ağaç meyvesini verir, sonra gelecek baharın hazırlığına koyulur. Nehir denize ulaşır ama yolculuğu orada bitmez; yeniden gökyüzüne yükselir, yeniden yağmur olur.

İnsan da bu kesintisiz akışın dışında değildir. Tamamladığı her iş, yeni bir başlangıcın kapısını aralar. Bir başarı, alkış alıp durmak için değil; daha faydalı bir işe hazırlanmak içindir. Çünkü hayat, bitirdiğimiz işlerle değil; bitirdiğimiz her işten sonra yürümeye devam etmekle anlam kazanır.

14 Responses

  1. “Ay çok yoruldum” sıkça duyduğumuz bir cümle. Oysa hayatın içinde yapmak zorunda bırakılan öyle zamanlar oluyor ki. Farkında olmadan dediğimiz bu sözcükler onların yanında sönmüş balon gibi kalıyor. Oysa ki o minnak yorgunluklar bizi ne güzel hayata hazırlıyor. HAREKET… çok kıymetli bilinmesi gereken bir şey.

    Loading spinner
  2. İnsan bu kadar marifetli özel bir canlıyken yorulmamanın formülünü biliyor aslında. Bir amacının olması, o amaca götüren hedeflerinin olması, istemesi, istediğinde net olması, ulaşmak için çabalaması…O zaman “Yorulmak nedir bilmiyor” biraz yavaşlayıp güçlenip yine devam edebiliyor.

    Loading spinner

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading spinner